Artan jeopolitik gerilimler ve küresel ekonomideki belirsizlikler, merkez bankalarını stratejik bir adım atarak yeniden altına yöneltti. Altın, güvenli liman özelliğini korumasının yanı sıra, dolar merkezli finansal sisteme karşı önemli bir rezerv unsuru olarak da görülüyor.
Dünya Altın Konseyi verilerine göre, merkez bankaları 2026’nın ilk çeyreğinde net 244 ton altın alımı yaptı. Bu rakam, önceki çeyreklerin ve son beş yılın ortalamasının üzerinde bir artışı temsil ediyor. Uzmanlar, bu artışın kısa vadeli piyasa dalgalanmalarından ziyade, ülkelerin uzun vadeli rezerv çeşitlendirme stratejilerinin bir sonucu olduğunu belirtiyor.
2026 itibarıyla en fazla altın rezervine sahip ülkeler sıralamasında ABD 8 bin 133 ton ile ilk sırada yer alıyor. Almanya 3 bin 350 ton ile ikinci sırada bulunurken, İtalya 2 bin 452 ton, Fransa 2 bin 437 ton, Çin 2 bin 313 ton ve Rusya 2 bin 311 ton ile listede öne çıkıyor. İsviçre’nin altın rezervi ise 1 bin 40 ton olarak kaydedildi.
Ekonomik kırılganlıkların arttığı dönemlerde merkez bankalarının altın rezervlerini artırma eğilimi, küresel finans sistemindeki dönüşüm tartışmalarını da alevlendiriyor. Son yıllarda birçok ülkenin rezervlerini çeşitlendirme çabası, altının uluslararası finans mimarisindeki rolünün giderek güçlendiğini gösteriyor.